
Ayasofya
İstanbul’un fethini ve tarihini içinde barındıran güzide cami…
Fatih deyince akla gelen iki şey
Biri İstanbul’un fethi biri Ayasofya camii.
İlk yapıldığında ne kadar da sevinçle karşılanmıştı Ayasofya
Justinianus’un Ayasofya’ya girdiğinde ki ilk sözleri:
‘’Tanrım, sana şükürler olsun ki böyle eşsiz bir eserin başarısını bana lütfettin, beni buna layık gördün!”olmuştu.
Sonra heyecanla mihraba doğru atıldı ve dudaklarından şu cümle döküldü:
“Ey Süleyman! Seni yendim,senden daha büyük bir mabet yaptım’’
İşte böyle büyük bir sevinçle karşılanmıştı Ayasofya Kilisesi,daha sonra derin bir sessizliğe mahkum oldu.
İstanbul alındığında yıkık döküktü,yorgundu Ayasofya,fetihle birlikte kendine geldi tüm ihtişamıyla büyüledi İstanbul’u,Fatih’i…
Kaç yılında yapıldığı,kim tarafından yapıldığı,ne amaçla kullanılmış olduğu önemli değildi.
önemli olan bir tarihi içinde barındırmasıydı, barındırdı da…
Tarihin en güzelini,en lekesizini,en mukaddesini…
Yıl 1453 İstanbul’un fethi;Peygamberin hadisine mazhar olmak,büyük komutan,büyük asker olmak ve daha nice güzellik
ne şanlı yıldır 1453,ne şanlı ordudur Osmanlı ordusu…
İstanbul’u feth etme arzusu çok eskilere dayanan bir arzudur bir kişiye nasip olmuştur,
Fetihten sonra ilk namazın kılındığı yer olmak da Ayasofya’ya nasip olmuştur.
İstanbul ki Osmanlı sarığı görmeyi kardinal şapkası görmeye tercih eden bir şehirdi.
Ayasofya da gerçekten ibadet edilecek bir mekan olma arzusundaydı.
Bir kiliseydi belki,ama içinde ibadet yoktu,kavga vardı;mezhep kavgaları…
İslamiyet’le huzur buldu Ayasofya,minarelerle güzelleşti,Ezan sesiyle geldi kendine,bütün Müslümanların gözde camisi olmuştu bir anda.
Artık ibadet vardı içinde,dualar yankılanıyordu duvarlarında.
Fethin üçüncü günüydü ordusunu ve Hocası Akşemseddin’i yanına alıp Ayasofya’ya gitmişti Fatih
ilk cuma namazı kılınacaktı.
İmam Akşemseddin’di. Fatih’in adına ilk Hutbe Ayasofya da yankılanmıştı.
Bu hutbe ki Osmanlı Padişahları için okunan hutbelerin içinde en değerlisiydi,en mukaddesiydi.
17 yy boyunca yaşamış bir yapıdır Ayasofya yani 1700 yıl.
500 seneye yakın cami olarak kalmış,daha sonra 1935 yılında müze olmuştur.
şimdi dualar yankılanmıyor duvarlarında,
yine mi ibadete hasret kaldı Ayasofya…
turistik bir mekan oldu Ayasofya,müze oldu,sadece fotoğraflarda yaşar oldu,
belki seveni çok
hayranı çok
ama O duaya hasret,ibadete hasret.
Duvarlarında Sabah Ezanı yankılansın istiyor,içinde Türkler namaz kılsın istiyor
İslam’ın bekçileri Onun içinde toplansın istiyor..
Ama O artık müze.
ilk cuma namazını kılan ordu yok,
ilk İmamı Akşemseddin yok,
en önemlisi Fatih yok!
Öksüz kaldı Ayasofya.
MERVE MERAL
Etiketler: ayasofya
çok güzel bir yazı olmuş yüreğine sağlık..
Aramıza hoşgeldin..yazılarının devamını bekliyoruz.;)
hak vermemek elde değil.
İstanbul diyince ilk akla gelenlerden. Aramıza hoş geldin yazılarının devamını bekliyoruz.
Büyük bir kesimi üzen, fakat ‘kimsenin’ bir şey yapamadığı bir konuya değinmişsin.
Çok da güzel yapmışsın, etkileyici, düşündürücü, hatta gaza getirici.
Tebrik ediyorum, ve senin gibi değerli bir tarihçi arkadaşımızın yazılarını okumaktan mutluluk duyacağımı dile getirerek onların devamını bekliyorum.
Sağol..(:
Ayasofya sabrediyor!
Satırlara dökmüş olduğun anlatımını değerlendirip, cümleme aksettirecek bana pek de söz kalmamış hani.. sözüm sana sağol Merve!
Yazın muhteşem, yazan kişi iyi bir tarihçi..
Ayasofya yorgun!
Biticek olan Nisan ayı içerisinde daha yepyeni gittim Ayasofya’ ya.. her bir camiyi kulaç, kulaç gezdim.. mahzun geldi bana Ayasofya.. velhasıl arkadaşım gibi tekrar tekrar öksüz kaldı Ayasofya desem mubalağa etmiş sayılmam..
Teşekkür ederim.
yorumlar için teşekkürler yazılarımın beğeneilmesi ileride yazacağım kitapların çok satacağına işaret eder
siz beğendikçe ben yazaraım
Senin de dediğin gibi “Öksüz kaldı Ayasofya.” Ama onu bu öksüzlükten kurtarmak için gerekli şuurun yakalanması çok zor. Zira bir allame Sâlâhaddin-i Eyyûbi’nin Mescid-i Aksa’yı kurtarışını anlatıren: Sıcak yataklarda yatanlar, rahatına düşkün olanlar değil, her türlü zorluklara göğüs geren, tevazu kanatlarını yerlere kadar indirenler kurtarabilir.
Aynen bu noktadan hareketle, benim Aysaofya’nın kurtarılmasını isteyişim de, laf-û güzaftan öte gitmez. Kendi nefsim adına konuşacak olursam, rahatına düşkün, nefsani heveslere kendimi kaptırmış olmam bunun açık delili.
Kim bilir belki cemiyet içinde bunlar söylenebilir.
En azından belki bir uyanışın vesilesi olur bu mukaddime. Güzel ve anlamlı bir noktaya değinerek aramıza katımlış oldun Merve. Yüreğine sağlık..
bence güzel olmuş ve yaratıcı olmuş
güzel ve duygulu bir yazı-ama bizim asıl düşünmemiz gereken yarın mahşerde ceddimiz fatihin huzurunda ona nasıl -dede emanetini koruyamadık dünya zevklerine ve rahatına daldık senin bıraktıgın cami şimdi müze onu müze yapanlara tek kelime söylemedik hatta baş tacı yaptık -diyecilecekmiyiz
MÜKEMMEL Bİ PAYLAŞIM OLMUŞŞŞŞŞŞŞŞ KUTLUYORUM SENİ…
galiba bu site benim işime yarıcak bu site bana çok yardımcı oldu teşekkürler
bende 1995 yılında ziyarete gitmiştim içim sızlayarak gezdim turistlerin meryem ana figürlerinin önünde resimler çektirmeleri gülüşmeleri beni çok yaralamıştı fatin torunu olarak orada oturup aglamak istedm ama yapamadım oan hala benim içimde bir sancıdır ve asla unutamam
çok güzel olmuş yani ama hiç gezme imkanı bulamadım.inşallah nasip olur görmek.